RİZELİ SİYASİLERİN DARBE HATIRALARI

12 Eylül 1980 Darbesi AnısınaRİZELİ SİYASİLERİN DARBE HATIRALARI1960 ve 1980 darbeleri ülke genelinde büyük etkiler oluşturtur. Bu süreçte Rizeli siyasilerin hatıralarına göz atalım istedik. MEHMET ALİ KUMBASAR: ÖNCE BENİ TUTUKLAYIN1960 ihtilalı sonrasında Rize’de Demokrat Parti’lilerin tutuklanmaya başladığını duyan ve Rize’de söz sahibi olan CHP Rize İl Başkanı Mehmet Ali Kumbasar yerinden fırlıyor ve atama ile..

RİZELİ SİYASİLERİN DARBE HATIRALARI
Tarih : Okunma : 63 Defa Okundu... Yorum Yap

12 Eylül 1980 Darbesi Anısına
RİZELİ SİYASİLERİN DARBE HATIRALARI
1960 ve 1980 darbeleri ülke genelinde büyük etkiler oluşturtur. Bu süreçte Rizeli siyasilerin hatıralarına göz atalım istedik.

MEHMET ALİ KUMBASAR: ÖNCE BENİ TUTUKLAYIN
1960 ihtilalı sonrasında Rize’de Demokrat Parti’lilerin tutuklanmaya başladığını duyan ve Rize’de söz sahibi olan CHP Rize İl Başkanı Mehmet Ali Kumbasar yerinden fırlıyor ve atama ile görevlendirilen yöneticilere “Rize’de bir tek Demokrat Parti’liye dokunacaksanız önce beni tutuklayın diyor. Yıllarca rakip olarak mücadele ettiği kişileri bu denli savunan Kumbasar sayesinde Rize’de tek bir Demokrat Parti’li tutuklanmıyor

BİZ ÜLKEYE HİZMETTEN BAŞKA BİR AMAÇ GÜTMEDİK
Seksen ihtilalinde Adalet Partisi Rize İl sekreteri olan Hüseyin Agun o gunleri anlatiyor: İhtilalinde gelip patiyi mühürlediler. Önce beni aradılar. Ben köydeydim. Zaten son üç ay çarşıda kalamadım. Evimin kapısı zorlanmıştı. Yazın köyde kaldık. Şehre inmek istesem de inemedim. Partinin anahtarları bendeydi. Daha sonra merhum Mahmut Topçu’yu buldular. Partiyi mühürlediler. Kasım ayında da partiyi kapattılar. Bizi çağırdılar. Gittik içerdeki evrakları ve eşyaları Milli Emlak’a devrettik. Normalde bu tarz işlemleri iki üç kişiyle yaparlarken bizim için yirmi kişiyle gelmişlerdi. Sanki ortada büyük bir şey var. Zaten partinin kapısı kırılmış. İçerde bir televizyonumuz vardı o alındı. İçerde özel eşyalarımızı almamıza müsaade etmediler. Babamın rahmetli Menderes ile fotoğrafı vardı. Partide asılı duruyordu. Onu bile bana vermediler, Yazıldı çizildi tam dışarı çıkıyorduk ki birisi çıktı havaya atladı partili gençler tarafından tavanlara asılı olan afişlerin süslerin asılı olduğu ipe asılarak hepsini alaşağı etti. O hadiseyi görünce üzerine yürüdüm. O sırada burada 2. Şube Müdürü olarak göre yapan ve soyadı Erdinç biri vardı. Hiç beklemedim anda göğsüme bir yumruk vurdu. Nefes almam zorlandı. Ali Sancaktutan ve diğer arkadaşlar koluma girdiler. Beni Mahmut Topçu’nun dükkânına getirdiler. Yarım saat sonra kendime gelebildim. Biz bu ülkeye hizmetten başka bir şeyi amaçlamamıştık.

AHMET TEVFİK İLERİ: SAVCI BAŞIMIZLA OYNAMAKTAN HOŞLANIYOR
Milli Türk Talebe Birliği başkanlığını yaptı. Öğrenciliğinde Bulgar gençleri tarafından Razgrad Türk Mezarlığı’nın tahribinin protestosu, Türkçe’nin daha yaygın bir şekilde kullanılması, yerli malına gerekli önemin verilmesi gibi amaçlarla miting ve gösterilerin yapılmasına öncülük etti. İstiklâl Marşı çalınırken ayağa kalkılması, 16 Mart günleri Çanakkale Şehitleri’nin anılması gibi gelenekler onun bu dönemdeki öncülüğünde başladı. Ömrünü Türk Gençliğine adadı. Milletvekilliği ve bakanlıkları sırasında adaletten ayrılmadı. 27 Mayıs 1960 yılında yapılan darbenin ardından diğer arkadaşları gibi Rize Hemşin’li Ahmet Tevfik İleri de Yassıada Mahkemesi’nde yargılandı. Savunmasını, “Ölüm belki de kurtuluştur. Memleketin huzuru benim ölümüme ve hapishanelerde çürümeme bağlıysa kararınızı böyle verin. Memleketimin hayrı için buna da razıyım.” sözleriyle bitirdi. Bu göstermelik mahkemedeki duruşunu savunması sırasında söylediği şu sözleri belirliyor :”Başsavcı başımızla oynamaktan hoşlanıyor. Varsın oynasın. Onun peşinde değiliz ama şeref ve namusumuzla oynamasına asla müsaade etmeyeceğiz. Son nefesimizde dahi namuslu olduğumuzu iddia edeceğiz ve ispat edeceğiz.” Ömür boyu hapis cezasıyla Kayseri Bölge Cezaevi’ne yollandı. Burada hastalanması üzerine Ankara Hastanesi’ne kaldırıldı. 31 Aralık 1961’de vefat etti.

CEZAEVİ ÖNÜNDE BİR ÇOCUK AHMET MESUT YILMAZ
Yusuf İzzet Akçal Yassıada’daki sınırlamalar Kayseri’ye gönderilince kalkmış, Ahmet Mesut Yılmaz’a amcasını aylar sonra yeniden görme fırsatı doğmuştu. Yılmaz, Kayseri Cezaevi’nin kapısında kuyrukta beklerken annesine dönüp: İlerde beni de böyle ziyarete geleceksiniz” demişti. 27 Mayıs’ı, “düşükler” cephesinde yaşamak sıkıntılı bir durumdu. 14 yaşındaki Yılmaz’da derin bir yara almıştı. Amcası İzzet Akçal onun için özel bir insandı. Küçük yaştan itibaren onunla alabildiğine içli dışlı olmuş, en az babası kadar yakın bilmişti amcasını. 10 Kasım 1961 tarihinde Kayseri Cezaevi’ndeki amcası Yusuf İzzet Akçal’a “Kayseri’ye Sesleniş” başlıklı bir şiir gönderir
Türkçülük aşkıyla coşup, taşanlar
Vatana, millete, hakka koşanlar
Aşılmaz dağları bir bir aşarlar
Bu yol da tükenmez, bitmez amcacığım.
Zindan bize tesir etmez amcacığım
Yağsın varsın üstümüzden belâ yağmuru
Doğruların nasibidir bu İmanı tam olanlar bir koca suru
Birgün gelir elbet yıkar amcacığım
Hakikat meydana çıkar amcacığım.

OSMAN BÖLÜKBAŞI VE İNÖNÜ
Talat Aydemir, 22 Şubat 163 tarihinde darbe girişiminde bulunmuştu. O tarihte Rize’de miting yapan Türkiye’de gelmiş geçmiş en büyük hatiplerden birisi olan Osman Bölükbaşı İsmet İnönü Hükümeti’nin icraatlarını yerden yere vurmuştu. İnönü’yü sert bir dille saatlerce eleştirmişti. Akşam saatlerinde radyolarını açanlar Talat Aydemir’in ihlal teşebbüsünde bulunduğunu ve radyo evini işgal ederek anons yaptığını duydular. Osman Bölükbaşı yerinden kalkıp “Paşa konuşunca her şey yoluna girdi demektir.” diyerek merdivenlere yönelince dayanamayıp “Sayın Bölükbaşı sabahleyin iki saat konuşup veryansın ettiniz” deyiverdiler. Durdu ve “Siyaset evladım Siyaset” dedi.

ÖLÜM CEZASINA ÇARPTIRILDI
27 Mayıs 1960 sabahı başkanlığını Orgeneral Cemal Gürsel`in yaptığı ve Milli Birlik Komitesi (MBK) adı altında toplanan bir subay grubu, Türk Silahlı Kuvvetleri adına ülkenin yönetimine el koyuyordu. O sırada Kavrakoğlu, Demokrat Parti Haysiyet Divanı Başkanlığı görevinde bulunuyordu. Demokrat Parti yöneticileri yargılanmaya başlamıştı. Osman Kavrakoğlu önce ölüm cezasına çarptırılmış, ardından cezası 15 Eylül 1961 gün ve 75 numaralı kararla müebbet ağır hapse çevrilmiştir.1965 yılında aftan yararlanarak serbest kalan Kavrakoğlu, ömrünüm son yıllarında Armatörler Birliği Hukuk Müşavirliği görevini yürütüyordu. 1989 yılında Rize Vakfının kuruluşunda büyük katkıları olmuştu. Eşi Zehra Hanım, oğlu Nihat ve kızı Zeynep’le örnek bir aile yaşantısı olan Kavrakoğlu, 02 Mayıs 1995 tarihinde aramızdan ayrıldı.

MASON OLSAYDIM ACI ÇEKMEZDIM
12 Eylül 1980 darbesi sonrası yargılanan ve uzun süre hapis yatan Gümrük ve Tekel Eski Bakanı Tuncay Mataracı: “Altını çizerek söylemek istiyorum. Mason olsaydım, Tuncay Mataracı olarak bu ıstırabı çekmezdim. Türkiye böyle bir yer. Ben banka soymadım. Hırsızlık yapmadım, hazineyi dolandırmadım. Anayasa yok, varlığını anayasadan alan Anayasa Mahkemesi Yüce Divan olarak beni yargılıyor. Bize neler çektirdiler. Bugün Anayasa Mahkemesi’ne gidenler özel arabalarla, elini kolunu sallayarak gidiyor” diyor..

DARBECİ PAŞA’NIN DAYATMASI VE İSTİFA
1980 darbesinin Tayyip Erdoğan’ın futbol hayatının da sonunu getirdi. O zamanlar İETT’de çalışan ve aynı zamanda takımda futbol oynayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu sırada sakallı. Albay, ‘ya sakalını kesirsin ya da takımdan ve kurumdan gidersin’ ifadesini kullanıyordu. Bunun üzerine için takımdan ve kurumdan ayrılıyor, istifa dilekçesine ise, ‘özel bir şirkette iş bulduğum için ayrılıyorum’ yazdı”

Fatih Sultan KAR / İST

İlk yorumu siz yazın